Hırsızlık kötüdür. Peki ya birini seviyorsak ve onun için yapmak durumunda kalırsak? Evli olduğumuz kişiyi aldatmak kötüdür. Peki, ya başka birine aşık olmuşsak? İnsanlara yalan söylemek kötüdür. Peki ya sevdiğimiz bir kişiyi kaybedeceksek?

Sürekli hayatımızda duyduğumuz, insan ilişkilerine yansıyan ciddi bir konu olan sevgi konusunun konuşulmaya ihtiyacı vardı. Televizyonlarda, arkadaşlarımız arasında, aile içerisinde sürekli gündem yapılan bir konu bu. Pek çok yanlışa kılıf olarak gösterilen “sevgi ve aşk” kavramlarını, özellikle yukarıdaki sorulardaki durumlarda kullanabiliyoruz.

Bu yüzden bu yazıda, kadın-erkek ilişkilerinde “sevgi ve aşk” kavramlarının gerçekliği irdelenecek. Duyguların, iradesizliği getirip getirmediği tartışılacak ve kişiliğin ön planda tutulmasının insan hayatında sağlıklı ilişkiler geliştireceği örnekler ve Kuran’dan ayetlerle de desteklenerek açıklanmaya çalışılacak.

Televizyon Dizileri  ve Verdikleri Mesaj

Televizyondaki popüler dizilerden bazılarının konularına bakacak olursak, sevgi ve aşk kavramlarının gündemde olduğunu ve bunun üzerinden yaşanan sorunları anlattığını görürüz.

Kanal D, “Fatmagül’ün Suçu Ne?” isimli dizide 3 kişinin tecavüz ettiği nişanlı bir genç kız ve bu olay üzerinden yaşananlar anlatılıyor. Her bölümde, tecavüz olayına ait bir gizleme yada dava konusu etmeleri sebebiyle, bu diziyi her açışta, bu ahlaksızlık bir kez daha tekrar ediyor insanların kafasında… Konu sürekli, cinsellik üzerinden dönüyor…

Kanal D, “Kuzey Güney” adlı, Kıvanç Tatlıtuğ’un oynadığı bu dizide ise, iki erkek kardeşin aşık olduğu tek bir kız var. Büyük kardeşle çıkmaya başlayan kızın bu durumuna karşı, içki içip, sonra kaza yapan bir kardeş tasvir edilir. Sonraki olaylarda da, konu hep bunun üzerinden döner ve aslında herşey kaderdir. Yani, iki kardeş de aynı kıza aşık olmasaydı, bütün bu filmdeki anormallikler olmayacaktı gibi bir algı çiziliyor. Yani suçlu kim? Kader.. Konu mu, kız-erkek ilişkileri..

Show Tv, “Adını Feriha Koydum” isimli dizide, kapıcı kızı ve güzel bir kız olan Feriha, zengin,yakışıklı olan bir çocuğa aşık olur. Onu çok sevdiğinden, ona zengin numarası yapar ve sevgili olur.  Yalan söylüyordur, çünkü eğer kızın fakir olduğunu bilse, kızı küçümseyecektir ona göre.  Daha sonra, kızın yalanlarının hepsi ortaya çıkar. Bu sefer zengin çocuk ona aşık olmuştur.  Ama kız yalan söylediğinden dolayı kızgındır da, bu yüzden onu ve ailesini küçümser ve aşağılayan davranışlarda bulunur. Bu tür davranışlarda bulunması normaldir (!), çünkü aşık olduğu kıza kızgındır. Yani aşık olduğunuzda yalan söyleyebilir, insanları küçümseyebilirsiniz mesajı verilir…

Bu zengin, yakışıklı çocuğu seven başka zengin kızlar vardır. Bu kapıcı kızı da Allah’tan fakirdir işte.. Bu çocuk bu kızı neden seçer?  Diğerlerine göre güzeldir ve ailesinin yetiştirmesinden  dolayı pasif ve şımarık olmayan bir tiptir. İyi de, bu kızda güzellik olması da Allah’tan olan birşey değil mi? Kız bu çocuğu neden sever? Yakışıklı ve zengindir, başka sebebi yok…

Yani, karşılıklı insan ilişkileri tamamen görüntü ve karşıdakini cinsel obje olarak görme temeline dayanıyor. Ahlak, erdem, dürüstlük gibi değerler ve sorumluluklar hep “sevgi”, “aşk” adları altında  hasır altı ediliyor.

Bu gibi dizilerin onlarca örneği verilebilir. Artık dizilerde, kim kiminle yatmış, kalkmıştı o kombineleri takip etmekte bile zorlanıveriyoruz. Kim kimin anası, kim kimin babasıydı bu da karışıyor…  Baş karakterlerin doğruyu yapmak gibi bir kaygıları olmadığı gibi, ara karakterlerde de bu görülmüyor.Arz talep dengesi içerisinde, maddeleşen kız-erkek ilişkileri hem halkın talebine göre hem de halkı şekillendiren bir yanlışa dönüşüveriyor. Reklamlar bilinçaltı mesajlarla, ürettiklerini insanların zaaflarını kullanarak satmaya çalışılıyor. Ayrıca gençlere de kötü örnek olunuyor.

Cinselliğin merkezde olduğu insan ilişkileri, ahlaksızlığa ve bireyin-toplumun hayatında zorluk ve sıkıntılara sebep olacaktır. Kişiliğin, tercihlerin, ahlakın öncelikli olduğu kadın-erkek ilişkileri olan bir toplumda ise, sağlıklı aileler ve sağlıklı iletişim kurulabilecektir.

Daha iyi anlayabilmek için, kadın-erkek ilişkilerini anlatmada kullanılan bazı terimleri tanımlayalım.

Aşk: Toplumda karşı cinsten birini görüldüğünde, kalbin çarpması, heyecanlanma ve bunun kısa da olsa bir süre sürmesidir. Günler sonra da, bağımlılığa dönüşmesidir.

Tutku: Adı üstünde, “tutmak”tan gelmektedir. İnsanı tutan, bağlayan, “ne olursa olsun” gibi tabirlere sebep olan, karşı cinse karşı “sahip olma”, “kendini kabul ettirme” arzusudur.

Dostluk: Ortak düşünce, ortak uğraşı ve inançlar, ortak ilkeler, ortak yapılan aktiviteler sonucu, arada oluşan, samimiyet ve karşıdakinin iyiliği için uğraşma süreci ve bunun sonucunda oluşan sevgidir.

Hoşlanma: Karşı cinsi tanırken, ondaki meziyetleri/olumlu özellikleri gördükçe, ona yakınlık hissetmedir.

Çekicilik: İnsanın karşıdakinden salt insan olarak değil,  “erkek” yada “kız”  olarak etkilenmesidir.

Sevgi: Yukarıdakilere göre masum kalan, insanın içini ısıtan, gözlerine sevinç dolduran, insanın içine merhamet koyan ve fedakarlığa da sebep olan bir duygudur. Sevgi, yanlış bir şeye de olabilir, doğru bir şeye de; yanlış sebeplerle bir kişiye de duyulabilir, doğru sebeplerle bir kişiye de.. Yukarıdaki tanımlardan farkı, sevginin sadece karşı cinsle ilgili değil, yaş, cinsiyet farketmeksizin herkese karşı olabilmesidir.

Sevgi, bazen hayranlık, aşk ve tutkuyla karışık olarak ortaya çıkabilir.  Bu da, sevginin yanılsamasıdır. Aşk, tutku karşılıklıyken, sevgide karşılık beklenmez. İnsan ilişkilerinde, en olgun ve sağlam duygu budur.

Aşkı Anlamak

Normal hayatta da çok görüyoruz. “Sensiz yaşayamam”, “Ben aşık oldum, o yüzden bu hatayı yaptım”, “Seni, sen olduğun için seviyorum“,“ölene kadar seveceğim” vb tanımlamalar yaygın. Bu düşünceler iradeyi dışlayan ve bağımlı kılan düşünceler malesef.

Düşünecek olursak, Allah hem iradesiz olduğumuz bir alan yaratıp, hem de irademizi yenemeyeceğimiz bir alanda haramlar- yasaklar koyup, insanları zora sokar mı?

Yani, aşk ve sevgi kader olsa, “belli bir zamanda karşı karşıya gelen iki insanın, kaderin bir oyunu olarak aralarında başka bir kuvvet tarafından koyulan durdurulamaz duygu” ise eğer, bu durum karşısında yapılan her tür davranış, hoş görülebilir olurdu. Ayrıca insan hayatı için ne kadar tehlikeli olurdu. Bir gün yolda giderken, yada tanıdığınız ama pek çok kötü yönünü bildiğiniz birine, bir anda aşık oluverseydiniz, ve bunu engelleyemeseydiniz, hayatınıza Allah resmen müdahale etmiş olmaz mıydı? Sizin iradenizi es geçmiş ve kötü bir birlikteliği yaşamanıza sebep olmuş olurdu. Oysa Allah zulmetmez, insanların tercihlerine göre hareket eder.

Peki insan, bir anda sevebilir mi? Ya da aşık olunabilir mi diye düşündüğümüzde, aslında bunun çok da mümkün olmadığını görürüz. İnsanlar karşılarındaki insanları çoğunlukla ölçer biçerler. Dış görünüş, aile ve kökeni, bilinci yada düşüncesi (siyasi, sosyal, dini vs), maddi yönü, karşı tarafa olan ilgisi ve güvenilir olup olmaması gibi pek çok neden sayılıp, bunlarla ölçüp tartıldığını görürüz. Bazen bazılarındaki üstünlük, diğerlerindeki eksikliği kapatabilir.

Buna en güzel örnek, zengin yaşlı adamlarla evlenen genç kızlardır. “Aşık olduk, napalım” diyenler olduğunda, siz inanır mısınız? Adam fakir olsa, kız yüzüne bakar mıydı? Yada düşünelim ki, yakışıklı, efendi, dürüst, çalışkan bir erkek var; kız istemiyor, “aşık olmam lazım, bu yüzden olmaz” diyor. Siz, aşık olamadığına inanır mısınız?

Aynı şekilde, bugün rövaşta olan evlilik programlarında bu tartmaların daha bariz yaşandığını görüyoruz. “Elektrik alamadımlar” sürüp gidiyor. Oysa biliyoruz ki, ya bir yerini beğenmiyor, ya da karşı tarafın bir eksiğini kabul edemiyor. “Elektrik alanlar” da, her nedense, karşı tarafın ortada bir sorunu olmadığında alabiliyorlar. Her insanın ilkeleri, yapısı ve istekleri vardır. Ayrıca hayalleri vardır. Kişi bunlardan hangisini daha çok göz önünde bulunduruyorsa, ona göre karar veriyor.

Elektriğin matematiği de varmış :). Karşı tarafı tanımadan yapılan her “elektrik alma yada alamama”, ortadaki şahit olunan özellikler hakkında, beynin gayet mantıklı olarak bağıntı kurması ve kabulüdür. Oysa insan burada da, sorumluluğu üzerine almaktan kaçar, ve sanki kaçıran bir kontak var, bazen vuruyor, bazen vurmuyor gibi, kaderci bir anlayışa gider.

Peki Diğer Aşk Çeşitlerinin Durumu Nedir?

Yıldırım aşkı: Bir kadın ile erkeğin birbirlerini gördükleri ilk anda, birbirleri için uygun olduklarını anlamalarıdır (!). Peki bu ne kadar gerçekçi? İlk başta karşı tarafın hiçbir özelliğini, huyunu suyunu bilmeden, nasıl etkilenilebilir? Elbette tek bir cevabı var, dış görünüş olarak, bizim hayalimizdeki, aklımızdaki bir özellik yada profile uymasıdır. Yani, sadece paketin süsüne verilen tepkidir, yıldırım aşkı. Yoksa ortada fol ve yumurta henüz yoktur. Büyük yıldırım aşkı masalları da, sadece masaldır bu anlamda.

Sonrasında kişiler birbirlerini tanıdıkça, ya anlaşır ya anlaşamazlar. Daha sonra anlaşanlar için, “yıldırım aşkıyla aşık olmuşlardı” denir. Bunun anlamı, ilk önce birbirimizi çekici bulduk, sonra tanıyınca evlenmeye karar verdik demektir. Bu kadar basit, sade ve gerçekçi..

Platonik Aşk: Karşı cinse karşı beslenen duyguların karşılıksız olmasıdır. Genellikle de söylenemeyen ve uzaktan olan aşklardır. Güzel bir kız yada yakışıklı bir erkek olabileceği gibi, popüler bir kız ve erkek de olabilir bu karşıdaki kişi. Bu aşkın türünde de, karşı tarafın huyunu suyunu bilme yoktur. Sadece, kafamızdaki bize çok büyük mutluluklar yaşatacak bir prensin/prensesin uzaktan tanıdığımız insana giydirilmesidir. Çoğunlukla, bu şekildedir.  Bazen de karşıdaki kişinin başkasıyla sevgili olduğu bilinir ama buna rağmen, insanın aklındaki hayal ve beklentilerinde ahlakı gözetmez, bunu ilerletir ve bu zamanla yoğun bir bağa dönüşür.

Beğendiğiniz bedenlere hayalinizdeki ruhu koyup, adına “aşk” diyorsunuz. W. Shakespeare’in bu sözü sanırım durumu özetliyor.

Gerçeklik, Robot Olmak Mıdır?

“Peki, aşk yoktur, biz de robot gibi miyiz” yani diye bir itiraz gelirse, masal gibi anlatılan aşkların gerçekliğinin görülmesi gerektiğini söyleriz. Bu, insandaki duyguların yok sayılması değil, iradesizliğe götürmediğini anlatmak içindir. Yukarıda bahsedilen, hoşlanma, tutku, aşk vs hep var olan ama insanın tercihiyle olan duygulardır. Sevgi de insanın tercihi ve paylaşımla olan, doğan, insanın içini ısıtan bir duygudur.

Bu güzel ve insanın hayatını renklendiren duyguların, hayatımıza zarar vermeden, doğal ve düzgünce yaşanması ve sorumsuzluklarımıza alet edilmemesi için bir kader olmadığını bilmemiz gerekmektedir.

Sorumluluktan Kaçış Olarak “Sevgi” Sözünün Katli

Aşk ve sevginin başlamasının aslında bir ölçüp tartma işlemi olduğunu anladıktan sonra, bu konuda kaderci anlayışın sonucunda oluşan yanlış durumlara bakalım:

Bir erkek yada kız, karşıdaki sevgilisine yalan söylüyor. Çünkü yalanı ortaya çıksa, karşıdakini kaybedeceğini düşünüyor. Bu yalanlar daha sonra ortaya çıktığında ise, daha yıkıcı ve güvensizliği beraberinde getiricidir.  Bu kişi bu yalanlarına, ne savunması yapıyor: “Seviyorum, ona aşığım, kaybetmek istemiyorum.”

Bu sözün sadece son kısmı doğru malesef, bencilliğin göstergesi: “Kaybetmek istemiyorum”. Kişi sevdiği kişiye dürüst olur, çünkü yalanın araya zarar vereceğini bilir. Ama sadece sahip olmak isteyen, elinde tutmak isteyen insan, doğru-yanlış ölçümü yapmaz, sadece kendi çıkarını düşünür.Sevgi mi, aşk mı? Sadece kullanılıyor. Çünkü bu sözler kutsal sözler gibi algılanıyor. Yani bu sözlerin yanına getirilecek her tür cümle tolare edilebilir görülüyor.

Evli bir adamla birlikte olan bir kadın, kendini savunuyor: “Ben onu sevmiştim, aşık olmuştum, bu yüzden yaptım bu hatayı”. E sorduğumuzda, zina yapmasına ne sebep olursa olsun, bu kendi tercihi değil miydi? Kim onun boğazına sarılıp, “yanlış yapacaksın” dedi?

Ama bu cümle, “sevgi” kavramının katliyle, yada insanlarda uyandırdığı güzel yansımaları kullanarak günahı/yanlışı meşru göstermeye sebeptir. İşin aslı nedir? Kadın hevasına uymuştur. Buna sebep karşıdan aldığı insanlığına ve kadınlığına duyulan ilgi olabileceği gibi, maddi çıkarlar da olabilir. Sadece istemiştir, doğru yanlışı düşünmeden, en başta akıldan geçen düşünceyi yoğurmuş, bu duruma sebep olacak pek çok tercihinde, doğru olanı düşünmeden kendi hevasına göre hareket etmiştir. Tabi aynı durum, hatayı yapan erkek için de geçerlidir.

“Seni seviyorum, ya benim olacaksın, ya ölümün” deyip, sevdiğini iddia ettiği kıza tecavüz edeni veya kendisine bakmıyor diye öldüren gençleri ne yazık ki görmekteyiz.  Bu kişi gerçekten seviyor mu? Aşık mı? Bence seviyor ama kendini, aşık ama kendi çıkarlarına.. Ayrıca bu olay, tutku kavramına girmekte..  Yani, şeytanın ipini tutmaya…

Karşı taraf sadece sahip olunması gereken bir madde, eşya. “Eğer ben bu maddeye, oyuncağa sahip olmayacaksam, ölsün daha iyi, en azından başkası kullanmaz” mantığı içerisinde, bencil bir çocuktan daha beter bir anlayıştır.. Peki ne deniyor, “çok seviyordum, o yüzden yaptım”. İnsanın küfredesi geliyor, insanların kafalarındaki ulvi/yüce kabul edilen kavramları böyle üstünkörü kullanmak sadece bir bayağılıktır.

Bu üç örnekte de görüldüğü gibi, pek çok sorumluluk gerektiren olay, sevgi-aşk kavramları adı altında “iradesiz” bir durum gibi yasıtılmaktadır. Aşk ve sevgi elimizde olduğu gibi, bu durumlar olsa bile, yanlış ve doğruyu tercih etme şansı elimize hep verilmektedir.

İnsan her yaptığından sorumludur. Hangi mazeret altında olursa olsun,  değerler çiğnendiğinde, insan bunlardan sorulacaktır. Ayrıca, insan yaptığı hataların sonucunu bu dünyada da görecektir. Çünkü Allah’ın koyduğu yasaklar, bireyin ve toplumun hayatını huzursuz eden sebeplerdir. Zina, hırsızlık, yalan gibi herkesçe kötülüğü kabul edilen kötülüklerin bazı durumlarda meşru gösterilmesini engellemezsek, bu huzursuzluklara bir  mazeret de biz oluşturmuş oluruz…

Kuran’da Züleyha’nın Durumu

Tutku ve aşk demişken, Kuran’da bunun kendisine zarar verdiği Züleyha’ya bakalım. Züleyha, evliyken, kendi yanlarında çalışan yakışıklı bir genç olan Yusuf Peygamber’e ahlaksız teklif yapmıştır. Sonra bu duyulmuş ve şehrin kadınları bu olay hakkında “ona aşık olmuş” tabirini kullanmışlardır.

12 yusuf 
30: “Şehirde birtakım kadınlar, “Aziz’in karısı, (hizmetçisi olan) delikanlısından murad almak istemiş. Ona olan aşkı yüreğine işlemiş. Şüphesiz biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz” dediler. “

Kuran’da bir insana aşk ve tutkuyu (hubben) anlatmak için sadece burada kullanılır. Ayrıca, mala düşkünlük,aşk (89/20) ve ortak koşulanlara duyulan aşk, tutku da aynı kelimeyle ifade edilmiştir. Yani olumsuz ifade edilmiştir. Çünkü, Züleyha’da olduğu gibi, kendi düşünce tercihlerinde ısrarı onda bu aşk-tutkunun oluşmasına ve bunu gerçekleştirmek için ahlakı es geçmeye sebep olmuştur.

Bununla birlikte, Allah eşler arasındaki saf sevgiyi anlatmak için vedd kökünden, “meveddet” kullanılmıştır. Bu, zarar vermeyen, iradesizleştirmeyen, insana huzur veren, göz aydınlığı olan sevgi için kullanılır. Ayrıca, merhamet ile kullanılması, fedakarlığın da bir göstergesi olsa gerek.

30 Rum 
21: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi(meveddet) ve merhamet (rahmeten) var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”

Kuran’da Duyguların Matematiği

Duyguların iradesiz şeyler olmadığını gördükten sonra, duygulardaki değişimlerin,”tercihlerimizdeki ısrarlarımız sonucundaki, duyguya varan değişimler için kullanıldığı” tanımını yapabiliriz.

“Seni sen olduğun için seviyorum” diyenler, her nedense, evlendikten sonra karşı tarafın pek çok özelliğinden illallah getirip, boşanmaya götürebiliyorlar. Ya da, daha sevgililik aşamasında, yapılan bir hatayı affedemeyip, bırakıp gidebiliyorlar. “Hani onu o olduğun için seviyordun?” sorusunu sormak gerekir. O olduğu için sevmek demek, “sen ne yaparsan yap, farketmez sana olan şimdiki duyguarım devam edecek” demektir. Ancak her nedense, bunu diyenler, ilk hatada çekip gidebiliyorlar. Dolayısıyla, olaya gerçekçi yaklaşmak gerekir. “Sende, ahlak, dürüstlük,doğruluk, iyilik etme, fedakarlık, konuşma ve hata yapınca ondan dönebilme gibi” özellikler olduğundan dolayı seviyorum demek, bu özellikler olduğu sürece sana olan bu yakınlık hissim devam edecek demektir. Bu, gerçeğe saygıdır.

#Bu Allah’ın kitabındaki sevgisinin gerçekçiliğini de yansıtmış olur. Allah’ın bir kişiyi sevmesinin ve sevmemesinin de sebepleri vardır.

31 lokman 
18: “İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.”

49 hucurat 
9: “Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.”

#Ayrıca, Allah hiç bir insanın hatada ısrar ettiği sürece, vazgeçilmez olmadığını, Allah’a isyan etmeyen başka insanlar olacağı anlatılır. Bizi değerli kılan şey, değerlerimiz olmalıdır, hakka ve doğruya teslimiyetimiz olmalıdır.

5 maide 
54: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. “

#Eşlerle ilgili Peygamberin ailesinden bir örnekle, bir Peygamber eşi de olsa, hatada ısrar ettiklerinde, hatalarından dönmediklerinde,  vazgeçilmez olmadığını anlatır. Sizle ahlakınız, dininiz için evlenen Peygamber, dinde-ahlakta yanlışa düşüp, ısrar ederseniz, daha iyisini de bulabilir demektedir.

66 Tahrim 
4-5: Eğer siz ikiniz Allah’a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, salih mü’minler de. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.

Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha hayırlı, müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.

#Ayrıca, Kuran’da,  duyguların bir anda olmadığı, yapılan doğru ve yanlışlardan sonra oluştuğunu anlatır:

49 hucurat 
7: “… Fakat Allah, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkârı, fasıklığı ve (İslâm’ın emirlerine) karşı çıkmayı da çirkin göstermiştir. İşte bunlar doğru yolda olanların ta kendileridir.”

2 bakara 
93: “Hani, Tûr’u tepenize dikerek sizden söz almıştık, “Size verdiğimiz Kitab’a sımsıkı sarılın; ona kulak verin” demiştik. Onlar, “Dinledik, karşı geldik” demişlerdi. İnkârları yüzünden buzağı(taptıklarının) sevgisi onların kalplerine sindirilmişti. Onlara de ki:imanınızın size emrettiği şey ne kötüdür, eğer inanan kimselerseniz!”

#Allah’ın kitabına inananlarda oluşan duygulara bir örnek de, Allah hakkında yalan için mücadele verenlerdir. Doğruya sahip olanlar ve onu savunanlar, karşılarında delilsiz bir şekilde, Allah’ın sözleriyle mücadele veren, Allah söylemiş gibi kendi ve efendilerinin sözlerini anlatan kişilerle uğraştıkça ve onların üçkağıtlarını, Allah’ın yolundan saptırdıklaırnı ve doğruyu anlattığımız halde düzelmediklerini, hatalarını görmediklerini gördükçe, sinirlenirler, öfkelenirler hatta bu durumdan nefret ederler.

40 mümin 
35: “Ki onlar, Allah’ın ayetleri konusunda kendilerine gelmiş bir delil bulunmaksızın mücadele edip dururlar. (Bu,) Allah katında da, iman edenler katında da büyük bir öfke (sebebi)dir. İşte Allah, her mütekebbir zorbanın kalbini böyle mühürler.”

Kadın Erkek İlişkilerinde Gerçekliğin Önemi

“Evlilik”, pek çok kişinin kafasında, tüm sorunların biteceği bir algıdır. Bunda küçüklükten okuduğumuz masalların da etkisi vardır muhakkak.. Pamuk Prenses, Cinderalla ve diğerlerinin amacı, prenslerini bulmak ve yaşanan zorluklardan sonra, prensle evlenmektir. Sonra mı ne olur? Mutlu son:) Sonsuza kadar öyle yaşarlar..

Gerçek hayat ise böyle değildir. Evlenmek, iki farklı insanın birbirlerine her anlamda uyumu, tanışması, tartışması demektir. İki insanın da iyi ve kötü özellikleri vardır ve bu evlendikten sonra da devam eder. Ancak insanların kafasında, “ne olursa olsun, onunla evlenmeliyim” düşüncesi olduğunda, kendi olumsuz özelliklerini göstermemeye, karşıdaki insana hep maske takmak zorunda kalır. Evlendikten sonra, artık bu maskeye gerek kalmadığından, şu sözleri çok duyarız.  “Kocam bir hayvana dönüştü.”, “Ne dırdırcı karısın sen!”.. Günümüzde, boşanmanın artmasının en önemli sebeplerinden biri de bu olsa gerektir.”Erkeğin sevgisiyle kadının terbiyesi, ancak birbirleriyle tartıştıkları zaman belli olur.” sözü de söylenenleri desteklemektedir.

Oysa sağlıklı olan, iki tarafın da dürüst olması ve eksiklerini kendine ve çevresindekilere zarar vermemesi için düzeltmeye çalışmaktır. Bunlardan dolayı, aşk ve sevgi kavramlarının arkasına sığınıp, kişisel sorumsuzluk, aldatmalarımızın faturasını başka şeylere çıkarmamalıyız.

Zamanla kaybedilecek ve kazanılacak şeylerin hesabı iyi yapılmalıdır. Güzelliği için tercih edilen bir kadın, yarın daha güzeli çıktığında yada kadın zamanla eski güzelliği ve çekiciliğini kaybettiğinde terk edilmeye mahkum olabilmektedir.

Bazen bu dış görünüş yada maddi imkanlar, iletişim sorunlarının es geçilmesine de sebep olmaktadır. Oysa 24 saat bir ömür yaşanacak insanda, konuşma, paylaşma, maddi sorumluluk alma gibi özelliklerin olmaması yada kazanılmaya çalışmadan evliliğe adım atılması, insanların birbirlerine olan saygısını ve hatta evliliği bitirebilir.

Güvensizlik ve Kıskançlık

Kıskançlık, sahip olduğumuz bir şeyi başkasıyla paylaşma konusundaki negatif duygudur. Ayrıca, sahip olmak istediğimiz bir şeyin, başkasında olması da kıskançlığa sebep olur. Kıskançlık konusunda ayrıntıya girmeyeceğim. Ancak, burada kadın erkek ilişkilerinde bazen krizlere yol açabilen bir konu olduğundan önemli. Güven, karşımızdaki kişinin arkamızı döndüğümüzde bizi aldatmayacak olması, sağlıklı bir insan ilişkisi ve evlilik ilişkisi için önemlidir.

Bu anlamda, güvenmediğimiz insanlarla evlilik gibi ciddi bir şeyi düşünmek önce bize zarar verir. Bunun dışında, iki tarafın birbirine güvenmemesi, her an ablukada, göz hapsinde tutması, sürekli laf çarpmaları yada erkeklerdeki gereksiz savunma durumları, “kıskaçlık adı altında”, yarardan çok zarar verecektir. Kıskanmanın hafifi, bir sahiplenme göstergesi olsa da, özellikle iffet gibi önemli bir konudaki güvensizlik, diğer konulara da yansıyabilir veya karşımızdakini bir yetişkin değil, korunması kontrol edilmesi gereken bir çocuk gibi görmekten kaynaklanır.

Kıskançlık pek çok kötü şeyi yapmamıza sebep olabilir. Nitekim, Kuran’da Yusuf’un kardeşlerinin, babasının Yusuf’u daha çok sevdiğini düşünerek, bu sevgiyi kıskanmışlar, buna sahip olmak istemişlerdir. Babasının onu sevmesinin sebeplerini araştırıp, “biz de onun gibi iyi olalım, babam bizi de sevsin” demek yerine, kardeşlerini devredışı bırakmayı tercih etmişlerdir. Sırf bir insanın yüzünün kendilerine dönmesi, onun yüzünü aramak için, kıskançlıkları kardeşlerini satmaya götürmüştür onları..

12 yusuf 
8: “Kardeşleri dediler ki: “Biz güçlü bir topluluk olduğumuz hâlde, Yûsuf ve kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Doğrusu babamız açık bir yanılgı içindedir.” “

İnsanı, başkasına zarar vermeye iten, yada bir hataya sürükleyen kıskançlık duygusu, insanın her alanında ilişkilerine yansıyacaktır. Sahip olduklarımızla yetinmek, daha iyisine sahip olmak için çalışmak gerekir. Eğer diğer insanlara herhangi bir zarar verirsek, bu yanlışın sonucunda sahip olduklarımız, elimizde patlar, bize zarar verir.

Düşünce ve İnançların Kontrolü

Aslında tutku, aşk, sevgi gibi kavramlar bir anda oluşmaz. İnsanların aklından binbir türlü şey geçebilir. Duyguların oluşması ve hakim olması ise, akıldan geçen bu düşünceleri tutup, yoğurmak, pişirmeyle oluşur.

Önce karşıda bir kız görür, “ne güzel, o benim kız arkadaşım olsa” diye akıldan geçer. Sonra, her karşılaşma ve buluşmada, bu düşünceyi isteyerek tekrar tekrar düşünür, tartar, bir sürü hayaller kurar, düşünceler kurar insan.  Sonra, karşı tarafa bu kafasındaki istekleri ve hayalleri duyurmak için adım atmak ister. Artık, akıldan geçen bir düşünce olmaktan çıkıp, “kalplerin kasteddiği” durum olur.  Sonra, kişi, adım atar, fiil gerçekleşir. Ortada bir fiil varsa, bir anlık bir şey değildir çoğunlukla.

Bu durumlar için Allah şu ayetlerinde açıklıyor durumu:

2 bakara 
284: “Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”

Allah içimizden geçen bazı şeylerden sorguya çekilebileceğimizi söylüyor. Peki,  hangi düşüncelerimiz sorgulanacak diye sorarsak;

Ahzab 
5: “… Hatalarınız, sürçmelerinizde, günah yoktur. Ancak, kalplerinizin kastettiği şeyde günah vardır.”

Yani, yoğurup, pişirip, artık yapmaya kastettiğimiz ve bundan çıkar umduğumuz günah düşüncesinde, niyetinde günah vardır diyor. Dikkat edelim, gelenekte bilinen, “aklından istediğin kötülüğü geçir ama yapmadığın sürece sorun yok” gibi bir anlayış Kuran’la uyumlu değil.

Çünkü ALlah da biliyor ki, hiçbir fiil düşüncede yoğurulup bitmeden fiile geçmez. İşte bu yüzden, herkesin aklından kötülük yada fenalık gelse de,  kötülükleri kasten düşünüp, kötü bir şeye niyetlenme gibi bir durum aşamasının önünü kesiyor.

Ayrıca, başka bir şey daha vadediyor Allah. Aklınıza kötü bir düşünce geldi diyelim ve kurtulamadınız ve istememenize rağmen,sizi bir süre meşgul etti,  bu durumda Allah yine cevabını veriyor:

7araf 
200:”Eğer şeytandan bir kışkırtma seni dürterse, hemen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”
201:”Şüphe yok ki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler (derhal Allah’ı hatırlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar. “

Allah’ın Kadın- Erkek İlişkisine Getirdiği Ölçüler

Allah toplumda evliliğe önem verir:

24 nur 
32: Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

Allah’ın insanlara eş olacak insanlar yaratması Allah’ın bir nimetidir:

7 araf 
189: “Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve (bir müddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah’a, “Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız” diye dua ederler.”

30 Rum 
21: Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi (meveddet) ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.

16 nahl 
72: Allah, size kendi cinsinizden eşler var etti. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar verdi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. Öyleyken onlar batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?

Bize, eş ve çocuk konusuna şu duayı tavsiye eder:

25 furkan 
74: “(Ve o kullar) Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve nesiller bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl! derler.”

Kuran, ahlak, dürüstlüğün kadın-erkek ilişkisinde önkoşul olduğunu anlatır. Herşeyden önce, insanlık anlamında, dürüstlük anlamında karakterli kişilik oluşturma çabasındadır. Evliliğe de, önce inanç, ahlak penceresinden bakar. Güzel ama ahlakı, inancı sorunlu bir kadındansa, ahlaklı,inançlı, toplumda alt tabakadan da olsa bir kadın daha hayırlıdır denir. (2/221). Ayrıca, evlilik üzere tanışma, konuşmada hiçbir günah yoktur. (2/235)

Ayrıca, toplumdaki kadın erkek ilişkilerine ait bazı tedbirler anlatılır.

17 isra 
32: Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.

Aslında normalde toplumda uyguladığımız kurallardan bahseder Allah. Ancak, bazı durumlarda kişisel çıkar ve önemsememezlik yüzünden uygulamadığımız şeylere bir hatırlatma ve uyarıdır bunlar.

Erkek ve kadınların, bakışlarının bir kısmı olan şehevi bakışlardan uzak durmaları emredilir. (24/30-31) Ayrıca, kadınların giyimlerinde tahrik edici yerlerinin örtünmesine dikkat edilmesi emredilir. Ayrıca kırıta kırıta yürünmemesi (24/31), erkeklerle konuşurken, yumuşak, kırıtan, tahrik eden bir tarzda konuşulmaması emredilir (33/32). Ayrıca, evlenecek yaşta, imkanda olmayanlara da iffetsizlik yapmamaları, evlenene kadar iffetli kalmaları tavsiye edilmiş, emredilmiştir. (24/33)

Konuşurken, konuşmanın ölçüsü nedir? Marufa göre konuşmak. (33/32, 2/235). Maruf, bilinen, tanınan, iyi olan, örfe uygun demektir. Yani, ayetlerde çıkarılabilecek şey, karşı cinsle olan konuşmalarda, birileri yanımızda olduğunda da konuşacağımız tarzda ve konuda konuşmak, bu anlamda bir ölçü olabilir. Ayrıca, karşı tarafa gereksiz ümit verebilecek bir durumdan kaçınmak da gereklidir.

Bu emirler, kişi ve cinsiyet farketmeksizin herkes için geçerlidir. Sadece Kuran, en fazla olma olasılığına göre bir hitap seçmiştir. Ayrıca toplumda ortalama insanlar zaten bunlara dikkat eder. Yabancı erkeklerle konuşurken, ciddi konuşur, giyimlerinde çok açık olmamaya dikkat ederler. Ancak kıyafetler, özel yer ve mekanlarda dikkat edilmeyen, erkeklerde ilişkilerde biraz samimiyetle çözünen normal insani konuşmalar ahlaksızlıklara sebep olabilmektedir.Allah da, her durum ve şartta dikkat edilmesi gereken bu konudaki temel ölçüleri veriyor.Karşı tarafın nasıl olduğundan ziyade, kadına da, erkeğe de tedbirlerini almalarını, ileri boyutta zararlı olabilecek kontrol edilemez durumların oluşmaması için; bakış, konuşma, giyim konularında ahlak ölçüsünü vermektedir.

Peki neden bu tedbirler insana fayda sağlar? Herşeyden önce, kadın ve erkeğin birbirine, bir dişi-erkek olarak bakmasından ziyade, insan olarak iletişimin gerçekleşmesi içindir. Dişiliğin, kişiliğin önüne geçirilmemesidir. Gerek normal arkadaşlıklarda, gerekse flört dönemlerindeyse, bu önem arzeder; çünkü insanlar genellikle kız ve erkek oluşun cazibesinden, karşı tarafın kişiliğini tanımaya fırsatları olmaz. Bu olsa da, hataların üstü örtülür, o cazibe uğruna eksikler görmezden gelinir ve insanların gündemleri değişir. Bu ise, ileride daha büyük ve ciddi iletişim ve yaşam sorunlarına yol açacaktır.

Ayrıca,evlilik kurumu hemen hemen tüm toplumlarda var olup, gerek yasal gerek gelenek olarak bazı yükümlülükleri almaktır. Bu sorumluluğa girmek istemeyen kişiler, gayri meşru ilişkileri övmekte, istemekte ve ölçüsüzlüğü özgürlük diye sunmaktadırlar. Oysa bugün, kişisel gelişim profösörleri de dahil olmak üzere, yaşanmış tecrübeler, önce kişiliğinden emin olduğumuz kişilerle evlenmenin uzun vadede asıl huzur ve mutluluğa götüreceğini anlatmaktadırlar. Kişilik, inancın bir alt kümesidir aslında.

Doğru inanç, ahlakın korunması için bir garantidir. Karşı taraf, kimse onu görmediğinde bir kötülük yapar mı? Yarın çıkarına başka birşey uyarsa, yuvasını yıkar mı? Başkasının malını çalar mı? Bu gibi sorular, kişinin sağlam karakteri yanında, “kimse görmediğinde” onu tutacak bir güç var mı? “Bu güç ne kadar güçlü” gibi soruların cevalarına göre, kişinin güvenilirliği ölçülebilir…

SONUÇ:

Bazı kavramlara sorumsuzluklarımızı alet etmek ucuz bir bahaneden başka bir şey değildir. İnsanı iradesizleştiren, yanlış tercih ve tutkulardan uzak durmak uzun vadede bizim çıkarımızadır.

Toplumsal gerçeklikler ve bunları yaratan Allah’ın kuralları bize, insan ilişkilerinde ve kadın-erkek ilişkilerinde, karakteri, güveni, ahlakı merkeze koymayı, sorumluluklar çerçevesinde bireyin ve toplumun huzurlu ve mutlu olabileceğini anlatır.

Petek Furkan

Reklamlar